Zihinlerdeki engeli kaldırmalıyız!

farklı öğrenci

Eğitimde zihinsel engel kavramı çok geniş bir konu, bu nedenle yazının devamında bahsedeceğimiz çocuklar, zihinsel ve düşünme sistemi olarak diğerlerinden farklı olanlardır. Tam bir isim koymak veya koyulmuş isimlerden birini kullanmak istemiyorum. Tek  söylemek istediğim, bahsi geçen çocukların pek de akranları gibi olmadığı yani bir miktar farklı olduğudur. Peki bu çocukların “bizlerden” farklı düşünmesi neden onları “kusurlu” kılıyor. Yani bu farklılık onların ve insanlığın avantajına çevrilemez mi? Unutmayalım ki basketbol oyununun ilk yıllarında iki metreden daha uzun oyuncuların oynaması “hile” yapmak kabul ediliyordu ama günümüzde bu sporu yapanların hemen hepsi iki metre üzerinde. Yani bizlerden daha farklı bir bedene sahip oyuncular, kendilerini ifade edebilecekleri bir alan bulmuşlardır. Peki neden zihinsel farklılıklar için böyle olmasın?

Endüstri devrimi ile beden ve kas gücünden akıl gücüne bir evrilme yaşanmıştır. Eskisi gibi fiziksel güç ihtiyacı yerini zihinsel güç ihtiyacına bırakmıştır. Özellikle endüstrinin ihtiyacı olan mühendislik, finans, işletme, kimya, biyoloji ve fizik gibi alanların dünya çapındaki değeri artmış ve eğitim sistemini de buna göre şekillendirmiştir. Halen günümüzde bile en fazla kabul gören alanlar matematik, fen ve bunları uygulamada kullanılan ana dil becerileridir. Kısacası çocuğunuz matematik, fen ve Türkçe dersinde başarılı olmadığı sürece “kabul gören” eğitim sistemine göre başarısız, uyumsuz ve hatta ileri boyutlara varıyorsa zihinsel engelli, öğrenme güçlüğü çeken bir öğrenci olarak kabul edilecektir.

Fakat endüstri devrimi artık sona erdi ve eskisi kadar bu alanlara ihtiyaç kalmadı. Çünkü gelişmiş ülkelere takviye olarak gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkeler de bu alanlara yönelip dünyada bu alandaki açığı kapattılar. Günümüz internet, teknoloji, yazılım ve tasarım çağında fikirler daha ön plana çıktı. Artık yaratıcı, yenilikçi, girişimci beyinler aranıyor. Aslında önceden de aranıyordu ama günümüzdeki kadar dillendirilmiyordu. Kısacası günümüz eğitim anlayışı; matematik, fen ve ana dil derslerinden yaratıcılık, inovasyon, tasarım ve kodlama gibi becerilere evriliyor.

İhtiyaç ya da bahsedilen zeka alanı ne olursa olsun, diğerleri gibi olmayan çocukların aslında hangi alanda yetenekli olduklarını keşfetmeli ve onları o alanda değerlendirmeliyiz. Bu dünyada herkes matematik, herkes fen bilmek zorunda değil. Tıpkı herkesin resim ya da müzik bilmek zorunda olmadığı gibi. İki notayı birbirinden ayıramayacak kadar kötü bir müzik kulağına sahip bir genç ya da düz bir çizgi bile çizemeyecek kadar el göz koordinasyonundan uzak bir yetişkin hiç bir sorun teşkil etmezken, zihninden iki basamaklı rakamları toplayıp çıkaramayan bir çocuğa öğrenme güçlüğü teşhisi koyabiliyoruz.

Peki değerli dostlar, neye göre öğrenme güçlüğü? Doğru bu çocuk matematiksel kavramları anlamada akranlarından çok geride olabilir ama belki sen de müzikal anlamda öylesin. Peki sana neden bu teşhis koyulmuyor? Senin benim özelliğim ne? Ya da bu çocukların günahı ne? Toplumda azlınlık olduklarından mı? Bence değil. Bana kalırsa bunun sebebi onları “işe yaramaz” görmemiz. Yukarıda bahsettik ya hani, endüstri ve iş dünyasının işine yaramayan, yani iş bulamayan, yani para kazanamayan, yani ev kirası ödeyemeyen bir insan grubu bunlar ve bu nedenle “işe yaramaz” bir gruptur bunlar. Biliyorum duyunca garip geliyor, itici geliyor, ama durum bu. Başka bir açıklaması olan varsa bir adım öne çıksın ve aşağıda bizlerle paylaşsın.

Tarihte bu anlattıklarımı doğrulayan yüzlerce vaka var. Hatta bazıları öyle ki, tarihe damga vuracak cinsten. Tek tek anlatıp konuyu dağıtmak , uzatmak istemiyorum ve size sadece günümüzden bir örnek verip konuyu kapatmak istiyorum.

Yanda resmini gördüğünüz kişinin adı Grigori Perelman, kendisi ünlü bir matematikçi. İnternette bir araştırma yaparsanız ne kadar “tuhaf” birisi olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Ama size onun hakkında sadece iki şey söylemek istiyorum. Kendisi 2002 yılında yüzyılın problemi denilen ve 1904’ten bu yana çözülemeyen bir matematik problemini çözdü ve çözümünün doğru olduğunun anlaşılması dünya matematikçilerinin tam 4 yılını aldı. 2006 yılında bu problemi çözene vadedilen bir milyon doları almaya hak kazandı ve çözümü dünya bilim otoritesi tarafından onaylandı. Fakat bu “tuhaf” dahi ödülü reddetti ve bir süre sonra üniversitedeki görevinden de ayrıldı. Rivayete göre kendisi bir dağ evinde bir masa bir sandalye ile yaşıyormuş. Bu dahi şahsiyet bizim öğrencimiz olsa, büyük olasılıkla davranış problemleri ve uyumsuz tavrından dolayı çoktan ilgili makamların karşısına koymuştuk. Çünkü “her insanın” bilmesi gerekenler ve uyması gerekenler vardır, aksi durumda o kişi “tuhaftır” , “uyumsuzdur” ve hatta “deli” dir. Ama siz ve benim gibi “akıllılar” şöyle beri dursun, yüz yıllık problemi bu şahsiyet çözmüştür. Düşünsenize sayılarla aranız o kadar iyi ki milyarlarca insandan daha zekisiniz. Hatta öyle zekisiniz ki, bir milyon doları elinizin tersiyle itebiliyorsunuz. Belki de paraya hak ettiği değeri vermek için o kadar zeki olmak gerekiyor ne dersiniz?

 

Dahi olmak, biraz da deli olmaktır derler. İnsanların etrafına zarar vermeyen her tür davranış ve düşüncüleri pozitif olarak değerlendirilmelidir kanısındayım. Bizim amaçlarımız ile örtüşmese bile, bize tuhaf gelse bile hatta bizim için saçma bile olsa insanların yetenekleri ve arzuları önemlidir. Bana kalırsa bir insanın piyano denilen bir aleti günde 6 saat çalması ve tüm gün zihninde notalarla dolaşması tam bir saçmalık. Ya da bazılarına göre benim gecenin saat bilmem kaçında klavye başında “tıkır tıkır” bir şeyler yazmam çok saçma. Evet herkes kendi açısından haklı elbette. Ama ya benim elimdeki tek yetenek buysa? Ya Allah her şeyi alırken bana sadece yazma yeteneği verdiyse? İşte eğitime bu açıdan bakmalıyız sevgili dostlar. Her bir birey kendi içinde bir hazinedir ve hazineyi bulup çıkarmak sizlere, bana ve hepimize düşüyor.

“Asla kimsenin umudunu kırma, belki de o sahip olduğu tek şeydir”

Saygılarımla…

Yazılanları beğendiysen lütfen  paylaş veya  ekleyeceklerin varsa yorum yaz .

Bunları da seveceksiniz

2 Comments

  1. Sizin gibi düşünenlerin sayısının artmasını dilerim. Ne var ki toplumumuz kendisi gibi olmayanı değil kendisinden farklı düşüneni bile kabullenemiyor.

Yorum Yazın