Neden İngilizce Öğrenemiyoruz?

Ülke olarak İngilizce bilmiyoruz, öğrenemiyoruz ve en kötüsü öğretemiyoruz. Peki ama neden? Bunu anlamak için şu rakamlara bir bakalım:

Education First  tarafından yapılan “Ülkelere göre İngilizce becerileri” isimli  araştırmaya göre ülkemiz 72 ülke arasından 51. , 26 Avrupa ülkesinden ise 25. sırayı almıştır.

Üstelik bu durum yeni de değil biliyor musun? Biz bu İngilizce işini oldum olası becerimiyoruz. Bakınız Einstein’ın çok güzel bir sözü var:

“Tekrar tekrar aynı şeyi yapıp, farklı sonuçlar beklemek akılsızlıktır.”

 

Peki bizim için  sonuçlar bu kadar açıkken yani biz tekrar tekrar başarısız oluyorken mevcut yöntemlerde neden bu kadar ısrarlıyız?

Çünkü ortada bir gerçek ve rakamlar var. Yukarıda bahsettiğimiz sıralama neticesi gayet açık veriler ortaya koyuyor.

Şimdi bu rakamlara bakarak şu mantığa ulaşılıyor:  bu ülkeler İngilizceyi bizden daha iyi öğretiyorlarsa, özellikle ilk 10 ülke ilk 20 ülke, onların yöntem ve araçlarını kullanırsak, biz de onlar gibi başarılı olabiliriz.

Çok mantıklı bi çıkarım aslında değil mi? En azından bu verileri ilk okuyan birinin böyle düşünmesi çok normal. Ama üzülerek görüyoruz ki bu bizde işe yaramamış, halen yaramıyor ve böyle giderse bundan sonra da yaramayacak.

Çünkü bu liste son derece yanıltıcı ve insanı aldatıyor. Daha yakından bakınca sizler de bana hak vereceksiniz.

İlk 10 sırayı paylaşan ülkelerin neredeyse tamamının Orta ya da Kuzey Avrupa ülkeleri olduğunu görüyoruz.

Bu ülkelerin ortak özelliği, hepsinin ortak bir dil geçmişine sahip olması.

Eski Cermen dilleri diye bilinen bu diller  şunlardır.

Almanca, İsveççe, Norveççe, Danca, Hollandaca, İngilizce vs.

Gördüğün gibi aslında bu ülkeler İngilzce ile kardeş bir dili konuşmaktadır.

Peki ne oluyor kardeş olunca? İşte bunun için , bir örnek üzerinden gitmek daha faydalı olacaktır.

Aşağıda aynı cümleyii 4 farklı dilde görüyoruz.

I            have       a                   book             İngilizce

ich        habe     ein                  Buch            Almanca
Ik          heb     een                  boek            Flemenkçe(Hollandaca)

Jeg       har        en                   bok              Norveççe

 

Aynı aileden olan dillerin cümle yapıları, kelimeleri ve  sesletimleri gibi bakımlardan ne kadar benzerlikler gösterdiğini görüyorumusunuz?

Bir de Türkçe’ye bakın onlardan ne kadar farklı.

“Benim     bir       kitabım      var ”      

Görüldüğü üzere bu ülkelerin İngilizceyi  senden benden daha iyi öğrenmelerinden daha doğal bir şey olamaz.  . Bizler için Kırgızcayı, Özbekçeyi, Uygurcayı öğrenmek neyse onlar için de İngilizce öğrenmek aynı şeydir.

(Deyim yerindeyse Onlar  bisikletten inip motosiklete binerken, biz bisikletten inip yamaç paraşütüne biniyoruz. Tabi doğal olarak çakılmaktan da kurtulamıyoruz.)

Tamam hadi bu ülkeleri anladık, peki diğer ülkeler nasıl öğreniyor?

Aslına bakarsanız onlar için durum pek farklı değil.  Zira listemize bir daha bakarsak Polonya, Finlandiya gibi ülkelerin doğal sınırlarının  bir sonucu olarak savaşlar, göçler ve ticaret yoluyla bu dillere çok aşina olduğunu görmekteyiz. Tıpkı ülkemizin güneydoğu illerinde Arapça’ nın yoğun şekilde konuşulması gibi.

Öte yandan Singapur, Malezya, Filipinler, Hindistan, HongKong, Endonezya, Tayvan gibi ülkeler uzun süre sömürge altında yaşamış ve günümüzde ya resmi dilleri ya da eğitim dilleri bir şekilde İngilizce olan ülkeler.

Hadi onları da anladık, ama bu durum bir tek Türkçe için mi geçerli? Yok mu bizim durumumuzda olan başka bir ülke? Elbette var…

PISA sıralamasını duymuşsunuzdur, hani şu ülkelerin eğitimdeki başarılarını listeleyen OECD çalışması.

En son yapılan PISA değerlendirmesinde, eğitimde çok başarılı oldukları tescillenen pek çok ülke İngilizce öğrenme noktasında sınıfta kalmıştır.

Mesela  Japonya,Güney Kore, Çin ,Vietnam gibi en iyi eğitime sahip ülkeler bile, İngilizce eğitimi sırlamasında ise ilk 25e  girememektedir.

Çünkü onlar Asya ülkesidir yani farklı bir dil ailesindendir ve konuştukları diller ne sınırlar itibariyle  ne de sömürgecilik yüzünden asimilasyona uğramıştır.

Gördüğümüz gibi rakamlarla her türlü yalan söylenebilmektedir. Bakıldığında adeta bir başarı abidesine dönüşmüş bu ülkeler büyük oranda kültürel miraslarının avantajını kullanmaktadır. Bu nedenle onların güle oynaya uyguladıkları yöntemleri, kullandıkları araçları ithal etmekten vazgeçmeliyiz.

 

Yeri gelmişken nedir bu yöntem anlatalım?

Ülkemizde Oxford, Camridge, Pearson vb. yayınların temel aldığı, doğal ya da direkt method  olarak da adlandırılan, eğlenceli ve renkli ders kitapları ile günlük hayattan basit konuları anlatarak ve çıkarım yoluyla dili öğrenmelerini sağlayan bir yöntemdir. Yukarıda anlattığım gibi İngilizce ile aynı aileden olan dilleri konuşan öğrenciler için tasarlanmış olan bu sistem, zaten büyük oranda aynı olan iki dil arasında adeta bir geçişi ön görmektedir ve bu nedenle bizim gibi, Japonya gibi, Kore gibi ülkelerde işe yaramamaktadır.

Yöntemin kendisinde bir sorun yok elbette, kimse yanlış anlamasın. Sorun olan bu ülkelerin İngilizce öğrenme yöntemlerini bizim de ısrarla kullanıyor olmamız.

Yani biz artık aynı çekiçke aynı çiviyi çakmaktan vazgeçmeliyiz.

Çiviyi ya da tahtayı değiştiremiyeceğimize göre, farklı aletlerle bu çiviyi çakmanın yollarını aramalıyız.

Kendi dil yapımıza, kendi eğitim sistemimize uygun bir İngilizce öğrenme sistemi bir an önce geliştirmeliyiz.

Son olarak belirtmek isterim ülkemizde eğitimde birtakım  sıkıntılar olduğu doğrudur fakat  o ayrıca bir meseledir.İngilizce eğitimi bağlamında ise sorunu çözmenin ilk ve en önemli aşaması o sorunu doğru tespit etmektir.

Aklım erdiğince ben bu tespiti yapmaya çalıştım ve fikirlerimi sizlerle paylaştım. Sizlerin de bu konuda söyleyecekleriniz varsa bizimle paylaşırsanız mutlu olurum ya da anlattıklarımızı beğendiyseniz paylaşın ki herkes görsün.

Bunları da seveceksiniz

Yorum Yazın